Çarşamba, Ekim 28, 2009

Jedi Code

There is no emotion, there is peace.
There is no ignorance, there is knowledge.
There is no passion, there is serenity.
There is no chaos, there is harmony.
There is no death, there is the Force.

Pazartesi, Haziran 15, 2009

Tecahül-i Arif

Çok uzun bir zamandır kendi irademle ve dinç olarak bu kadar erken kalktığımı(belki de uyuyamıyorum ama güzel nedenleme yapıyorum şu an =)) hatırlamıyorum. Güneşin yavaş yavaş doğuşu, sabahın o erken saatlerindeki o loş ama hoş hava, ıssızlık... Ama hayır konumuz bunlar değil konumuz beni bu saatte, üstelik de İzmir'de uykumdan kaldırıp bu yazıyı yazmama sebep olan sıkıntı ya da sıkıntının kaynağı.

Beni tanıyanlar bilirler, üniversite hayatım boyunca hiçbir zaman akademik tarafla yıldızlarımız tam olarak barışmadı. Evet liseye kadarki öğrenim hayatımda çok başarılıydım, evet hala anlatılan konuları genelde sınıfta ve hiç not tutmadan, hocayı pür dikkat dinleyerek(hayır artistlik değil, bu da benim öğrenme yöntemim) kavrayabiliyorum. Ama olmuyor arkadaş! Sınav denilen o uzun ve sıkıcı süreçte bir türlü istediğim(ve haliyle kağıdı okuyacak kişi ya da kişilerin istediği) şeyleri yazamıyorum. İnsan bildiği şeyi gösteremez mi? Gösteremiyorum işte!

Aranızda "yavrum evladım o zaman bilmiyormuşsun işte, bak" diyenler olabilir. Peki hadi bilmiyorum diyelim ama o zaman kaldığım akışkanlar mekaniği dersini tekrar alışımda hiç çalışmadan nasıl BB aldığımı birisi bana açıklasın. Ya da bu yazıyı yazmama sebep olan sonlu elemanlar analizi dersinin ikinci vizesinden 45 alırken(ki ortalama da 76 mı ne) final projesinde neredeyse hiç sıkışmadan, kafam karışmadan çatır çatır o dönen kosinüs tepeciği problemini ve yanında çerez niyetine gelen benzer problemin tek boyutlu ve zaman bağımsız halini çatır ve çutur efektiyle çözüp üzerine "efendim bir de şöylesi var" ya da "böyle böyle yapmak lazım aslında, hatta buyrun yapılmışı var" tadında bilmişlik taslayabilecek kadar(bilmişlik taslamak işin espirisi elbet, yapması eğlenceli ve üstelik bonus getiren hareketler bunlar =)) rahat yapabilmemi yine aynı birisi("Ayşeler de açıklayabilir!"), bana açıklasın lütfen!

Hayır işin kafamı daha çok bozan tarafı ben, bana bu dersi veren süper insanla(evet henüz dönem bitmedi, notlar da verilmedi ancak ben dönem notları ilan edildikten sonra kendisine bu güzel ders ve dönem için teşekkür amaçlı bir hediye de vereceğim kişinin burayı okumadığına eminim neredeyse =)) bilimsel araştırma projesi yapıyorum. Adam bana güveniyor, ben adama karşı sorumlu hissediyorum kendimi zaten. Tüm bunların dışında gerçekten inanılmaz anlayışlı ve iyi bir adam. Sen yanlış yapsan bile soruyu, gidiş yolun doğruysa tam puan bile veren bir insan. Siz düşünün gerisini(Buradan akışkanlar mekaniği 2'nin finalini "box" yapan diğer muhteşem(!) insanlara selam olsun!). Ama işte sen git bu kişinin dersinin sınavından, üstelik anladığın halde, 45 al! Soruyorum size siz yerin dibine geçmez miydiniz?

Merak ediyorum nasıl anlatacağım ben kendimi şimdi. Hani "Hocam ben aslında çok iyi anladım, valla bakın. Sadece Jacobian matrisiyle aramız çok iyi değil ama tanır ve de bilirim kendisini." desem olacak mı yani? Aha buldum! Cüneyt Hocaya, "Hocam ben sanat yapıyorum aslında sınavlarda. Tecahül-i Arif, hani liseden. Bilip de bilmezden gelme sanatı. Not önemli değil, her şey sanat için!" diyeceğim. O da "Evet anlıyorum Burak'cım" dedikten sonra bloguna "Hani size daha önce bahsettiğim CUDA'cı bir çocuk vardı ya, işte o çocukcağız deli çıktı. İş başa düştü artık kendimiz uğraşıp yapacağız CUDA projesini. Kendisine de acil şifalar diliyorum." yazacak ve böylece akademik dünya bana bir tekme daha atmış olacak.

Bu muhteşem(!) yazımı noktalarken konuya cuk oturan "Kırıcı Oluyorsun Emrah" videosunu ve oradaki "vurmayıaaaan!" nidasını siz blog gençliğine armağan ediyorum. Ayrıca varlığım da akademik dünyaya armağan olsun, evek!

Salı, Mayıs 26, 2009

Serzenişte

Eğlencelik okuma parçaları diyoruz ama bu sefer keyfim yok gibi. Bir dönem boyunca neredeyse hiç blog yaz(a)mamış olmak, dönemin son haftası olmasına rağmen sağlam bir ödevin olması falan beni hala yoğun tutabiliyor. Yazasım da gelmiyor pek bu aralar zaten. Gelse bile hemen kaçıyor, tutamıyorum kendisini.

(Birasından bir yudum alır) Tamam tamam mızmızlanmayı kesiyorum elde neler var ona bakmak lazım. Mesela daha önce bahsetmiş olduğum sonlu elemanlar analizine dair çok daha fazla şey biliyorum artık ama yöntem çok başarılı da olsa zormuş görmüş olduk. Yok efendim diferansiyel denklemi al, işine gelinceye kadar "integration by parts" yap, sonra içindeki çözümü "shape function"lar ve bilinmeyenlerin çarpımının toplamları şeklinde yaz da bilmemne kafa kazan oluyor valla. (Bir yudum daha alır) Şimdi böyle yapınca da bilmediğiniz, anlamadığınız şeylerden bahsedip size artistlik yapıyorum gibi oldu ama niye yapayım arkadaşım, bilen biliyor beni. Sınavdan çıktım ondan böyleyim.

Valla ne yalan söyleyeyim yoruldum. Ne Ubuntu sunucusu kurmak, ne doğru dürüst kod yazmak ne başka bir şey yapmak istiyorum. Varsa yoksa uyuyayım, Last.FM dinleyeyim bir de biraz oyun oynayayım bana yetiyor ama okulla ofistekileri ikna edemiyorum bu duruma. Zaten adam gibi kod yazıyorsun da ne oluyor, nasıl bu blogu ancak 3-5 kişi okuyorsa yazdığın yeni, değişik, fantastik şeyleri de ya 3-5 kişi görüyor "oo güzelmiş" diyip geçiyor ya da zaten aptal saçma şeyler yazmış oluyorsun, insanlar umursamıyor.

Ey okur sana da oluyor mu böyle şeyler? Hani yapıyorsun ediyorsun, yılmadan çalışıyorsun, insanlara göstermek için çabalıyorsun ama bir halt olmuyor. Ama bakıyorsun mesela kendinden pek emin bir hatun bilmiş bilmiş laflar ediyor sağda solda, el üstünde tutuluyor. Senin kıymetin? Ben söyleyim, YOK! Gerçi bilemiyorum sen de bilmiş laflar ediyorsan kıymetin artabilir ama mütevazı olursan, aynı senin söylediğin gibi söylüyor insanlar da: "çok bir şey yok ya yapılır, fena değil".

Yahu nerede eğlencelik okuma parçası nerede bu yazı değil mi? O zaman bu yakınmalı iç dökmeli ortaya karışık yazıyı biraz daha entropik bir hale getirip alakasız bir soruyla noktalıyorum. Bakalım bilebilecek misin cevabı(soru için Seylanım'a teşekkürler :)).

"Bir çocuk ve babası kaza geçiriyorlar. Baba olay yerinde ölüyor çocuksa yaralı, ambulansa bindiriliyor. Ambulanstaki doktor çocuğu görünce 'Oğlum!' diyor. Doktor kimdir?"

Daha kısa aralıklı ve daha neşeli bir yazıda görüşmek üzere.
(Biterken bira da bitmişti...)