Bodoslama dalıyorum ve evet ya, ayıldım resmen. Bilmiyorum ne zaman nasıl o korkunç moda girdim, okul ve ders yoğunluğu mu yaptı, havalar mı yaptı gerçekten hiç bilemiyorum ama bir süredir üzerimde olan o ölü toprağını attım. Üzerime yığılmış olan bir sürü işe "hadi hoppalâa" efektiyle atlıyorum. Arada güzelim S.T.A.L.K.E.R. güme gidiyor biraz ama olacak o kadar.
Ne yapıyorum peki? Efendim neler yapmıyorum ki, misal geçenlerde ilk defa gerçek, buz gibi ve korkunç gürültülü bir sunucu odasında montumla dahi titreyerek bir sunucu kurdum. İlginç bir deneyimdi amma velakin "sunucu" dediğimiz meretin de senin benim gibi(!) normal görünümlü ama adeta bir CD sürücü gibi kızaklı, bir bilgisayar olduğunu, bu bilgisayarların dolap gibi olan, üzerindeki çekmece yuvalarına çekmece yerine bu "sunucu" meretini taktığımız, orta tarafında da adeta kasasız bir laptop olan monitör klavye ikilisinden herhangi birine bağlanıp mıncırabildiğimiz yapılarda barındığını falan öğrendim. Ama içine kurduğumuz şey bildiğin Ubuntu Server x64 yani öyle artistlik yapsa kaç yazar, ciğerini biliyoruz!
Sonrasında neler yapıyorum efenim pek güzel bir tablomuz var JavaScript denen harikayla yaptığımız. Şenol sağolsun onu JSON'a geçirdik, sonrasında binbir türlü atraksiyon ekleyip ilaç satışlarını gösterdiğimiz bir yerde satış yüzdesi artan ilaçların satırlarını yüzdesine göre yeşertip azalanları da yüzdesine göre kızarttığımız bir hale büründürdük. Peki pek sevgili müşterinin tepkisi ne oldu dersiniz? "Arkadaş bu ilacın satışı artmış(%1) ama çok beyaz ben nasıl anlıyım bunu, olmamış valla" diyerek zaten asabi olan bendenizi çileden çıkarttı. Yavrum evladım %1 artarsa tabi ki neredeyse beyaz olan bir yeşil tonu olur. Orada koskoca %100'ler, %60'lar ve hatta %200'ler var. İnsaf be! Şeytan diyor at kafasına HSL renk skalasını o olsun.
Şeytan demişken aklıma geldi, bu yazı da size güzel bir beyaz şarap eşliğinde yazılıyor ancak bu sefer kafam geçen seferki kadar iyi değil. E tabi bir kadeh nerede yarım şişe nerede değil mi. Yok hayır alkolik falan değilim, size öyle denk geliyor. Vallaha bakın.
Oradan oraya zıplarken hatırladım ki sonlu eleman analizi adında harikulade bir dersi size daha önce bahsettiğim pek değerli hocamız Dr. Cüneyt Sert'ten alacak gibiyim. Bu dönem 4 ders alıp hiç seçmeli düşünmezken Engin'den böyle bir talep, hatırlatma geldi. E Cünyet Sert, akışkanlar mekaniği, sonlu eleman kavramları yan yana gelince, bir de ders yükü hafif olunca, yukardan bir yerden "helva yapsana la!" diye bir ses yankılandı, ben de kıramadım. Bence güzel olacak, MatLab'la, CUDA'yla ve bolca matematikle geçip gidecek gibi bu ders.
Yeni bir konu zıplaması! Piyasaya çıkalı baya olmuş olsa da S.T.A.L.K.E.R.'dan bahsetmek istiyorum size biraz. Hala oynamadıysanız çok şey kaçırıyorsunuz demektir. Oyunun sizi ortasına bıraktığı kendi halinde yaşayan ve gerçekten yalnız olduğunuz dünya alıştığınız "ah yavrum sen kazana mı düştün, gel yardım edeyim, aha buyur sana silah, al bolca sağlık, zırh, hede hödö" diyen oyunlardan sonra "noluyo lan kaldım böyle dımdızlak?!" gibi tepkiler vermenize sebep olsa da iddia ediyorum köpekten "gerçekten" korktuğunuz, belki kaçtığınız, hava karardığında yüksek bir binanın kuytu bir köşesine sinebildiğiniz için ciddi anlamda şükrettiğiniz ve yağmur yağdığında "oh be" diyip altında "gerçekten" ıslandığınızı hissedebildiğiniz ve daha bir çok şeyi size hissetirip, "yaşatabilen" bir oyun olmuş. Gerçekten ben de bu kadar bekleterek çok şey kaçırmışım. Oynayın, oynatın, kendinize de iyi bakın!
Yazar 3. paragrafta ne anlatmak istemiş diye düşünmek yerine "ohahaha iyiymiş lan :D" demek istiyorsanız, doğru yerdesiniz.
Cumartesi, Ocak 17, 2009
Serbest Çağırşım(valla bak)
Evvet kafam iyiyken yazdığım bu ilk blog yazıma hepiniz hoşgeldiniz sevgili takipçilerim(evet biliyorum sayınız bir elin parmaklarını geçmiyor :D). ODTÜ'de final döneminin keyfini sürmekle meşgulüm. Evet yanlış duymadınız(ya da okumadınız) KEYİF(sadece İtalyanca ve Türkçe'de olan güzel sözcük, teşekkürler Burcu)! Niye ve nasıl peki?
Şöyle ki, dönem içerisinde zaten ödevdi, lab raporuydu bilmemneydi diye uğraşırken bi sürü şeye çalışmış oluyorsun(evet bi sürü, katlediyorum Türkçe'yi derken aslında katlettiğimi, katletmeden söylüyorum, blü, evet) ve bu sebeple sınavdan 1-2 gün önce şöyle bir bakınıp günün kalan kısmında kendini aylardır oynamaya hasret kaldığın oyunlara veriyorsun. Sınava girdiğinde sonuç hiç de fena olmuyor. Yapmayanlara tavsiye ederim.
Bu durumun dışında bugün hem sevdiğim bir şeyi yapmak(program yazmak) hem de karşılığında para kazanmak için işe gittim. Para kazanma kısmı tabi ki ikinci planda ancak şu var: bir insan yaptığı şeyi severek, isteyerek yapıp üstelik bunları güzel, özgür bir ortamda ve üzerine bir miktar da para alarak yaptığında gerçekten keyifleniyor(evet yine o kelime! :D). Üstelik almak istediği PSP için de para biriktirmiş oluyor. Bu ortamı sağlayan sevgili iş veren ve çalışma arkadaşlarım olan Yasemin Şahin ve İlter Tolga Doğan'a buradan teşekkürlerimi sunuyorum :)
Kafamın iyi olması sebebiyle konudan konuya atlıyorum, kusuruma bakmayınız efenim. (Bu arada dip not, kafamı iyi yapan Yaseminler'in İtalya'dan getirdiği şarap, bir teşekkür daha...) Pazartesiden beri "en sevdiğim" benimle konuşmuyor, halbuki ben onun için hem çok istediğim bir organizasyona katılmamayı göze alıyor hem de çok istediği bir şeyi elde etmesini sağlamak için Almanya'daki arkadaşıyla arada Facebook'tan konuşup bir şeyler ayarlamaya çalışıyorum. Evet hayatım ben seni çok seviyorum...
Hop, yeni bir konuya geçtik, paragraf başının da belirttiği üzere. Çok değerli Cüneyt Hocam'la birlikte yürüttüğüm projeden hepinize bahsetmiştim sanırsam. Bu kısım onunla ilgili. Cüneyt Hocam yaklaşık bir hafta önce Matlab'da yazdığı akış çözücünün C++ kodlarını bana gönderdi ben de kafamı ilk topladığım gün buradaki matris-vektör çarpımlarını CUDA'nın süper paralel işlem teknolojisiyle kat kat hızlandırmaya uğraşacağım. Hatta yanına ek olarak sparse matrix-vector çarpımını optimize eden kodu element-by-element olmayan yöntemle de yapmaya çalışacağım. Bana şans dileyin(evet biliyorum çoğunuz anlamadı bu kısmı ama küfretmiyorum korkmayın ;)).
Son olarak Almanya Konsolosluığu ile papaz olan Ceren'e şans dileyip(evet resmen şansa ihtiyacı var kızcağızın, siz de dileyin ;)) bu karman çorman "gönderi"mi sonlandırıyorum. Hiç yorum falan yazmıyorsunuz, bozuluyorum bu arada haberiniz olsun.
Bir başka BYK ürününde görüşmek üzere, "şimdilik hoşçakalın".
Şöyle ki, dönem içerisinde zaten ödevdi, lab raporuydu bilmemneydi diye uğraşırken bi sürü şeye çalışmış oluyorsun(evet bi sürü, katlediyorum Türkçe'yi derken aslında katlettiğimi, katletmeden söylüyorum, blü, evet) ve bu sebeple sınavdan 1-2 gün önce şöyle bir bakınıp günün kalan kısmında kendini aylardır oynamaya hasret kaldığın oyunlara veriyorsun. Sınava girdiğinde sonuç hiç de fena olmuyor. Yapmayanlara tavsiye ederim.
Bu durumun dışında bugün hem sevdiğim bir şeyi yapmak(program yazmak) hem de karşılığında para kazanmak için işe gittim. Para kazanma kısmı tabi ki ikinci planda ancak şu var: bir insan yaptığı şeyi severek, isteyerek yapıp üstelik bunları güzel, özgür bir ortamda ve üzerine bir miktar da para alarak yaptığında gerçekten keyifleniyor(evet yine o kelime! :D). Üstelik almak istediği PSP için de para biriktirmiş oluyor. Bu ortamı sağlayan sevgili iş veren ve çalışma arkadaşlarım olan Yasemin Şahin ve İlter Tolga Doğan'a buradan teşekkürlerimi sunuyorum :)
Kafamın iyi olması sebebiyle konudan konuya atlıyorum, kusuruma bakmayınız efenim. (Bu arada dip not, kafamı iyi yapan Yaseminler'in İtalya'dan getirdiği şarap, bir teşekkür daha...) Pazartesiden beri "en sevdiğim" benimle konuşmuyor, halbuki ben onun için hem çok istediğim bir organizasyona katılmamayı göze alıyor hem de çok istediği bir şeyi elde etmesini sağlamak için Almanya'daki arkadaşıyla arada Facebook'tan konuşup bir şeyler ayarlamaya çalışıyorum. Evet hayatım ben seni çok seviyorum...
Hop, yeni bir konuya geçtik, paragraf başının da belirttiği üzere. Çok değerli Cüneyt Hocam'la birlikte yürüttüğüm projeden hepinize bahsetmiştim sanırsam. Bu kısım onunla ilgili. Cüneyt Hocam yaklaşık bir hafta önce Matlab'da yazdığı akış çözücünün C++ kodlarını bana gönderdi ben de kafamı ilk topladığım gün buradaki matris-vektör çarpımlarını CUDA'nın süper paralel işlem teknolojisiyle kat kat hızlandırmaya uğraşacağım. Hatta yanına ek olarak sparse matrix-vector çarpımını optimize eden kodu element-by-element olmayan yöntemle de yapmaya çalışacağım. Bana şans dileyin(evet biliyorum çoğunuz anlamadı bu kısmı ama küfretmiyorum korkmayın ;)).
Son olarak Almanya Konsolosluığu ile papaz olan Ceren'e şans dileyip(evet resmen şansa ihtiyacı var kızcağızın, siz de dileyin ;)) bu karman çorman "gönderi"mi sonlandırıyorum. Hiç yorum falan yazmıyorsunuz, bozuluyorum bu arada haberiniz olsun.
Bir başka BYK ürününde görüşmek üzere, "şimdilik hoşçakalın".
Pazartesi, Ocak 05, 2009
Yaşamak
Evet yine uzun bir ara verdim yazılara farkındayım. Ders, proje, sınav, ofis, yeni yıl vs. bir sürü şey girdi araya. Bahanem yine bol anlayacağınız. Neyse sonunda tekrar yazıyorum ya önemli olan o değil mi? :)
Böyle gülen surat falan koyuyorum ama aslında pek eğlenceli bir yazı olmayacak bu seferki. Yeni yıla en sevdiğimin, Seylanımın yanında girdim bu sene. Pegasus Havayolları sağolsun uygun fiyatlı uçak biletleriyle bizlere daha sık ve rahat görüşme imkanı sağlıyor. Ankara EGO'nun muhteşem otobüs hizmetlerini de unutmamak gerek. Zahmet edip havaalanına otobüs seferi koymuşlar ama İzmir - Ankara arası 50 dakika sürerken havaalanından evime ancak 2 saatte gidebildim.
Evet yine sizin için kısa benim içinse nispeten uzun bir zaman dilimi içerisinde hem girişi yapıp hem de bu yazının iyi haberler içeren tek kısmını yazmış oldum. Asıl konuya gelirsek... Evet, yaşamak. Şimdi çok yapılmış olan "her günümüz çok değerli", "ne zaman öleceğimiz belli değil" geyiklerini yapmak istemiyorum gerçekten ama önce yılbaşında doğalgazdan ölen 7 üniversite öğrencisi, bunun devamında aynı bölümde okuduğumuz, birlikte proje yaptığımız Alper Gümüşel'in trafik kazasında hayatını kaybettiği haberi yeni yılı benim için gayet tatsız bir hale getirdi. Yani nasıl söyler ki insan, daha geçen gün birlikte sınava girdiğim, telefonunda bir türlü bulamadığı hesap makinesini gösterip şaşırttığım, makina elemanları projesine birlikte başladığım o eğlenceli ama çok sık da görüşemediğim insan artık hiç yok. Ne onu daha çok tanıma fırsatım ne de onunla tekrar herhangi bir şey yapma fırsatım olacak. Elimde olan tek şey kaza haberi ve eskiden kalma fotoğraflar.
Her ne kadar klasik geyikleri yapmayacağım dediysem de, söylemek istiyorum: hakikaten neyin ne zaman olacağını bilemiyoruz. Bu yüzden hem hayatı dolu dolu yaşamak lazım hem de kimseyle, hele ki sevdiklerimizle, hiç küs kalmamaya, hiçbir şeye çok üzülmemeye çalışmak lazım. Ben de işte şu an her ne kadar sarsılmış olsamda hem olayın çok taze olması sebebiyle hem de yukarıda saydığım şeylerden dolayı çok üzülmemeye çalışıyorum, onun vakti de bu kadarmış demeye çalışıyorum ama zor işte. Benim için bu kadar zorsa daha yakınları, ailesi için nasıldır düşünmek bile istemiyorum. Hepsinin başı sağolsun...
Evet böyle bir yazıyla devam etmek istemezdim uzun zamandan sonra ama şu an içimdekiler bu. Gerçekten ne bir proje ne başka bir şey çok önemli. Sevdiklerinize gereken önemi verin siz de lütfen. Daha iyi şeyler içeren bir yazıda görüşmek üzere, şimdilik hoşçakalın...
Böyle gülen surat falan koyuyorum ama aslında pek eğlenceli bir yazı olmayacak bu seferki. Yeni yıla en sevdiğimin, Seylanımın yanında girdim bu sene. Pegasus Havayolları sağolsun uygun fiyatlı uçak biletleriyle bizlere daha sık ve rahat görüşme imkanı sağlıyor. Ankara EGO'nun muhteşem otobüs hizmetlerini de unutmamak gerek. Zahmet edip havaalanına otobüs seferi koymuşlar ama İzmir - Ankara arası 50 dakika sürerken havaalanından evime ancak 2 saatte gidebildim.
Evet yine sizin için kısa benim içinse nispeten uzun bir zaman dilimi içerisinde hem girişi yapıp hem de bu yazının iyi haberler içeren tek kısmını yazmış oldum. Asıl konuya gelirsek... Evet, yaşamak. Şimdi çok yapılmış olan "her günümüz çok değerli", "ne zaman öleceğimiz belli değil" geyiklerini yapmak istemiyorum gerçekten ama önce yılbaşında doğalgazdan ölen 7 üniversite öğrencisi, bunun devamında aynı bölümde okuduğumuz, birlikte proje yaptığımız Alper Gümüşel'in trafik kazasında hayatını kaybettiği haberi yeni yılı benim için gayet tatsız bir hale getirdi. Yani nasıl söyler ki insan, daha geçen gün birlikte sınava girdiğim, telefonunda bir türlü bulamadığı hesap makinesini gösterip şaşırttığım, makina elemanları projesine birlikte başladığım o eğlenceli ama çok sık da görüşemediğim insan artık hiç yok. Ne onu daha çok tanıma fırsatım ne de onunla tekrar herhangi bir şey yapma fırsatım olacak. Elimde olan tek şey kaza haberi ve eskiden kalma fotoğraflar.
Her ne kadar klasik geyikleri yapmayacağım dediysem de, söylemek istiyorum: hakikaten neyin ne zaman olacağını bilemiyoruz. Bu yüzden hem hayatı dolu dolu yaşamak lazım hem de kimseyle, hele ki sevdiklerimizle, hiç küs kalmamaya, hiçbir şeye çok üzülmemeye çalışmak lazım. Ben de işte şu an her ne kadar sarsılmış olsamda hem olayın çok taze olması sebebiyle hem de yukarıda saydığım şeylerden dolayı çok üzülmemeye çalışıyorum, onun vakti de bu kadarmış demeye çalışıyorum ama zor işte. Benim için bu kadar zorsa daha yakınları, ailesi için nasıldır düşünmek bile istemiyorum. Hepsinin başı sağolsun...
Evet böyle bir yazıyla devam etmek istemezdim uzun zamandan sonra ama şu an içimdekiler bu. Gerçekten ne bir proje ne başka bir şey çok önemli. Sevdiklerinize gereken önemi verin siz de lütfen. Daha iyi şeyler içeren bir yazıda görüşmek üzere, şimdilik hoşçakalın...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)